şenay izne ayrildi

şenay izne ayrildi

bilinmeze ev

with 10 comments

8 yıl yokum, nankör okuyucu. bunu ben değil, morgıç kredisi söylüyor. evet, bir ankaralı olarak, her ankaralı gibi, ankara’da bir ev aldım. sizi bilmem ama ben tam bir malım. haaa bunu söylemek bana ne kazandırır haa bunu kendime saklamak bana ne kaybettirir?

Reklamlar

Written by şenay izne ayrildi

23/06/2011 17:25

bırakınız anlatsınlar kategorisinde yayınlandı

10 Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. ev sahibi olan sen, nankör olan ben. ne iş anlamadım:)
    olur öyle şeyler, insan ev, araba almak ister tuhaf şekilde.
    bu rahataltıyor, güven veriyor olmalı. benim olmadı hiç.
    insanın istemezse hiç çıkmak zorunda kalmayacağı bir evi olması çok rahatlatıcı bir düşünce.
    sevinmelisin. niye öfkelisin? mal mülk edinmeye gönül indirdin diye mi?
    morgıç kredisi ödeyen biri olduğun için mi? olsun, oraya ödemezsen başka yere ödeyeceksin.
    ruhunu kurtaramazsın, kendini kandırmak olur başka türlüsünü düşünmek.
    sistemin dışında kalmayı, içinde hissettiğin yabancılaşmayı dürüstçe fiiliyatta yaşamayı aslında beceremezsin.
    bunu sadece konuşursun, konuşuruz. zayıf olduğumuzdan değil, başka türlüsü mümkün olmadığından, şenay. yaşamaktan mutluluk duyacağın, tümden dürüst olduğuna inandığın bir hayata sahip olmak çok zor. bunu parça parça biliyoruz. ama o parçalar bir hayat etmez. onlar fikirler, inançlar. o krediyi ödeyecek, o sisteme dahil olacak, o evde huzurlu ve güven içind ehissettiğin için kendine kızacaksın.

    ben sevindim evinin olmasına. bunu kutlamalıyız:) abartma, kolayından al bazen. iyi bir şey yapmışsın, böyle bu.

    sevgiler çok.

    endiseliperi

    23/06/2011 at 20:59

  2. Şenay ve Peri, asıl nankör olan sizsiniz! Ben neredeyse bir yıldır ev kredisi ödüyorum yahu;)) İşin tuhaf yanı, ev benim üzerime bile değil, hah ha!

    (periciğim, hiçbir durumda kurtulamadın bu nankörlük şeyinden, kusura bakma şekerim. harcandın resmen;p)

    justine

    24/06/2011 at 11:59

  3. nankör olmak istemiyorum, ev sahibi olmak istiyorum ben!
    (bu nankör- ev sahibi denkleminin mantığını çözmüş değilim, bir bildiğiniz vardır sizin. benim gibi fakir birini gördüğümde “evi bile yok, çok nankör biri!” diyeceğim o_o (aa yeni bir ifade imi ürettim. gözlerini şaşkınlıkla açma imi)

    bırak şimdi şenay, hangi renge boyayacaksın evi, onu söyle. geyik yapalım biraz.

    endiseliperi

    24/06/2011 at 15:29

  4. O mantığı ben de pek çözemedim, ama Şenay demişse vardır bir hikmeti.

    Renk mürdüm olmalı, hem söylemesi güzel bu rengin, hem de kendisi. Öyle olursa oturmaya giderim, değilse gitmem, siz gelirsiniz. Evimde mürdüm rengi yok ama erik alırım, yeriz.

    justine

    24/06/2011 at 15:41

  5. aa yeni gördüm justine yorumunu, kahkahayı bastım:) mürdüm ne ya, kasvet kasvet. zaten kız bunalımda. mandalina rengi diyeceğim o da çok mıy mıy peri peri olacak. beyaza boyasın. çok güzel olur. beyaz, ekru, gri, geceleri sarı ışık veren abajur, ha, olmaz mı? çok mu kuzey tarzı? ben mavi duvar hiç sevmezdim ama son dönemlerde seviyorum galiba. koyu mavi duvar, ama koyu kahve ahşap şeyler olacak. kitaplık da çapraz ahşap kafesli kapaklı olacak, yerde kalın halilar, kilimler olacak. yoksa beyaz, hafif, az şeyler. görmek lazım evi gerçi. şenay fotoğrafını çekip gösterirsen daha iyi fikir verebiliriz. sonra evine oturmaya geliriz, justine erik getirir. şimdi justine in esprisiyle yarışı gibi olmak istemem, güzeldi, güldük. ben kaya kurabiye ve limonlu kek getiririm.

    endiseliperi

    24/06/2011 at 22:28

  6. dediğiniz gibi, kendimi huzurda ve güvende hissedemiyorum şimdilik sevgili peri. kızgınım, öfkeliyim, korkuyorum aslında, hissiyatımı ifadelerle anlatamıyorum, belki şöyle bir şey S / (gözleri allak bullak, dudak ifadesi kaymış).. 8 yıl borç ödeyeceğim, hem de her ay, hem de ne için? alışamadım sanırım daha.
    justine’ciğim, 1 yıl ödemişsin, kaç yılın kaldı acaba? peki sonunda senin olmayacak mı evin? öderken nasıl hissediyorsun, içinden bir şeyler akıp gidiyor mu? sorular, sorular, sorular….
    ev boyalı zaten, gençler, tekrardan boyamaya gerek yok. sanırım çok açık sarı, şimdi pek aklımda değil. beyaz dolaplar var, koridorda. kitaplık manasında. evde eşya da var, nasıl denir, biraz old- style, ikea tarzı değil yani. 8 yıl idare edilebilir.
    ankara’ya gelirseniz, hani olmaz ya, erik yeriz ve konuşuruz (ayyyy çok heyecanlandım haaa).

    sevgiler, üçümüze.

    hamiş : evde internet yok daha, cafe lerde sürtüyorum. cevaplar yazamassam incilerim yüzünden değil yani.

    şenay izne ayrıldı

    25/06/2011 at 13:27

  7. madem cafe ye geldin, konuşalım. hmmm.. ne konuşsak acaba? old-style tarzı yenilemek çok hoş olabilir. ahşap kısımlarını zımparalayıp boyayabilirsin. kumaşı da değiştirmek lazım ya, onu sen yapamazsın. şöyle istediğin gibi bir kumaşa. düz renk, düz kadife kumaş hoş olabilir. istersen yakut yeşili bir kadife olabilir bu, eğer duvarları mürdüm eriği gibi radikal bir renge boyayacaksan bu renkler de olur sanki. senin ruhuna da uyar hem. ama senin çektiğin fotoğraflarda ben bir sadelik görüyorum. koridordaki beyaz dolaba da uygun olarak her yeri bembeyaza boya derim. eşyaların üstüne beyaz örtü ört, sonra turuncu minderler, kaktüsler, duvarda afişler.

    arçil’in bilgisayarı bozulunca dün akşam birlikte takıldık ve harry potter’ın melez prens filmini izledik. ben filmlerde evlere çok bakarım. ronlar ın evi çok hoşuma gitti yine. sütlü kahve, koyu kahve, kırmızı tonlarında sıcacık bir yuva. ortada yuvarlak bir sehpa, üstünde kalın seramikten yuvarlak tabaklarda kurabiyeler, oturacak bir sürü yer,.. köşelerde sarı ışıklar… insan nerde olursa olsun sonunda o eve dönmek ister. kışın, yağmurlu, karlı havalarda ne hoş olur. ron’un ailesi, anlayışlı, tatlı insanlar olduğu için evleri öyledir belki, ama belki de yuvarlak, yumuşak, rahat eşyaları ruhlarına sirayet etmiştir. insan hayatındaki sert, şiddet ve acı dolu şeyleri yok etmek için belki mobilyalarının sivri uçlarını rendelemekle başlamalı işe.

    şenay’cım, seninle görüşmek çok heyecanlı, çok şaşırtıcı olurdu. çok isterim gerçekten. justine de olursa hiç sıkıntı verici sessizlikler olmaz, neşeli olur çok:)

    hah, 8 yıl bir duruma bağlı kalmak korkutucu gerçekten. ama hani insan düşünüyor, ulan hayat hiç bir şey yapmadan bomboş geçti vs filan diyorsun ya ve insan mesela, aşık oldum, konserde dayak yedim, o eski arkadaşımı aslında ne çok sevdiğimi anladım vs gibi şeyleri işten saymıyor nedense… sen artık ev aldım yahu, diyeceksin. ve evin kendisi olmasa bile fikri tüm zihnini disipline edecek bir şekilde, o eve kepçe almayı düşüneceksin. hayır hayır korkutucu değil bu. bomboş bir alanın verdiği sanılan özgürlük duygusu insanı daha çok korkutur, inan bana. kurtuluşun o kepçeyle başlayacak, sıcak çorbanı tasa kepçeyle koyacak seni saran, senin seçtiğin, senin üretimin olan bu hayata bağlılık duyacaksın. her şey çok güzle olacak.

    ben bir çay alayım. umarım, cafe’de daha az sıkıcı bir zaman geçirmişdindir bu mektupla.

    öpüyorum çok, sevgiler.

    endiseliperi

    26/06/2011 at 11:27

  8. Hayır Şenay, içimden bir şeyler akıp gitmiyor. Takmıyorum çünkü, parayı da takmam ben. Neredeyse emekliliğim geldi (eski yasayla neredeyse bile değil, emekli oluyordum şimdi), hiçbir şey yapamadım bu takmamak yüzünden. Eski ev de bu ev de annemin üzerine. O benim üzerime olmasını istedi ama ben istemedim. Mal sahibi olmaya hazır değilim daha. Yaşım küçük ondan belki de;p Annem inat ediyor tabii, benim bir evim olacakmış, olmalıymış. Ee, bir şey biliyor ki, söylüyor kadın. Senin gibi pek hikmetli biridir, birbirinizden iyi olmayın;) (Hikmet demişken, yanımda C.’nin bana hediye ettiği, Fusûsu’l-Hikem adlı kitap var. İbnü’l Arabî’nin zor anlaşılır ve çözülür kitabıymış. Ne demeye bana verdi bilemem, bakıp bakıp duruyorum, sabahtan beri. Tek anladığım, ilk sayfasına benim için yazdığı şeyler;p)

    Ben 60 ay aldım, eski ev satıldığı gibi kapatacağız krediyi, çünkü bankaların yüksek faizle verdikleri parayı geri almalarına dayanamıyorum, eski bir solcu olarak;p Hah ha, kendi esprime kendim güldüm, gören olsa deli sanacak.

    Seni destekliyorum ben. Kira ödemek kadar saçma bir şey yok. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor hem. (bu da ayrı bir geyiktir, adamlar yiyor ama çalışıyor, lafı gibi) İnsanın kendi evi gibisi yok;p

    Sana misafir olmayı isterim. Heyecanlı olacağına da eminim. Ben yabaniyim, bilen bilir. İnsanlarla yazışmak iyi de tanışmaya gelince kasılıyorum. Ama, sen ve Peri’yle erik yemek güzel olacak biliyorum.

    Ve erik deyince;

    Öpüldün.

    justine

    26/06/2011 at 16:25

  9. arabi de zorlanmışsın, sen bir de farabi’yi dene, justine. kafiye olsun dedim. içinden çıkamıyorum farabi’nin. ucundan anlayacak gibi oluyorum, sonra bir bakıyorum, camdan dışarı dalıp gitmişim. aklı, onu vereni göklere çıkarıyor, ama bende onu anlayacak akıl yok, ona karar verdim. zorlamıyorum.

    karikatüre çok güldüm yine:)

    şenay’cığım, daha iyisin umarım. öpüyorum.

    endiseliperi

    26/06/2011 at 22:05

  10. heyyy, ne güzel, birbirimiz tanıyoruz, yavaş ve emin adımlarla. çok daha iyiyim, sayeleriniz de.
    hamiş : servise farabi sokağından biniyorum artık. bu muhabbete de bu şekilde katkıda bulunuyorum, hoohooo.

    şenay izne ayrıldı

    28/06/2011 at 17:10


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: