yoksullara başlık

yoksulların kızları evlerinden kaçıyor hala. 50 yıl öncesinde olduğu gibi tıpkı, bir elleri bellerinde. uzandıkları yerden gökyüzünü göremiyorlar, onlar buna alıştı. yoksullar, kızlarını dövmüyorlar belki artık, ama diğer yoksullarla da birebir ilişkileri de kalmadı ki, oysa birbirlerine benziyor çoğu yoksul. saçlarını örüyorlar, renkli basmalar giyiyor ve dere kenarında mani uyduruyorlar. yoksulların kızları, ortam yapmak içinmiş, inanamadık, evlerinden kaçtılar, 50 yıldan beri.
meyve ve çiçek
içerden do sesi geliyor. yoldan herkes geçiyor da biri dönüp altıncı kata bakmaz. sabahtan beri balkondayım, limonata içiyorum, bir kişi baksa, altıncı kat, el sallasam diyorum. aklıma geliyor birden, ben arada sırada, bu yaz hep aynı şarkıyı balkondan mırıldanacağım gibi: ”herşey durmadan evvel / sonuna kadar eğlenmek istiyorum”.
bak yeşil
“hassas. ne kadar güzel bir şekilde yaratılmış. hayatımda gördüğüm en güzel genç. bir saksafoncu olması ne kötü.” diyor yaşlı cadı bayan parker “kabul edilmiş dualar” da montgomery clift için. tek bir filmini dahi izlemediğim ama adını anmayı sevdiğim montgomery clift “absolutely NOT“ diyerek 22 temmuz 1966 da belki de buraya çok yakın bir yere gitti. hurma gözlü, beyaz burunlu zenci jackson da olmayı istediği şeyi olamadan gidince bahsedeyim dedim, o kadar. şeftali yiyorum, eskisi gibi.
muhtacım

ya tamam tükürdüğümü yalıyorum. siz tükürün onu da yalarım. böyle kurabiye karakterliyim işte.
foto : n. nin sonsuz yaprağı.
birader
hay allah, ben de şey düşünmüştüm, ne bileyim, biraz saçma oldu böyle de. 2006 dan beri yazıyormuşum, iyi de yan tarafta kendime link veriyorum, allahaşkına, saat başı istatistikleri kontrol ediyorum, ulan yorumları denetliyorum be daha ne olsun. sonra da çeyrek asırlık bir yaşantı için “bu kadar mı yaaaa?” diyorum. yaaa lı yuu lu konuşuyorum, devcileyin böcekler. mesela balıklar ölüyor, yazıyorum, güvercinler yumurtluyor, yazıyorum, şişman kız gitarı eline alıyor, onu da yazıyorum. ama artık üstümü değiştirip ön kapıyı kullanmak istiyorum, gözleme gücü. evde reçel yaptığımı kimseye anlatmak istemiyorum bundan sonra. şikayetlerimi müdüriyete memnuniyetimi dostlarıma anlatacağım. sakın yanlış anlamayın, birden hepinizi çok sçs, kib, byyy (ssl hrflr fşsttr*). gelirsem ararım.
* prml scrm
kocaman bi fak var
sik, sok, fak, fuk. can sıkıntısı, öyle mi böyle. fısıldar gibi mırıldanıyorum, anlamıyorlarmış. “haksızsınız” diyemiyorum çoğu zamanları haksız olsalar bile. “aaa, müthiş bir fikir” diye fışfışlıyorum en boktanlarını bile. söylesem şimdi, “karnım bazen hep ağrıyor” diye, sıcak sıcak tavsiylerde bulunurlar. siksok tavsiyeleri. kriz biter bitmez terbiyemi gömeceğim. görecekler.
tepe taklak

pınar selek -kısa denilecek- bir süre sonra bizim çiftliğimize gelecek. iki bacaklı tavukların özgürce yumurtladığı çiftliğimizde taze gübre kokuları var. sarıkız diye aralıklarla çağırıyorlar beni, saç diplerim açılmışcasına, edalı işveli kuzular meleşiyorlar, yoncalar bitiyor. çiftliğimizde, ben ve sevdiklerim, domuz gibi sağlıklıyız, buna bile sevinemiyorum.
senin 23 nisan’ların
“…başka kışlar tarafından öldürüldüğü, kanat çırpıntılı ateşlerde yakıldığı bir uykudan uyandırılmışçasına silkindi, gözlerini kırpıştırdı: “on sekiz” dedi, hayır, henüz değil, doğum gününe daha haftalar vardı, ellenmemiş, kirlenmemiş günlerle dolu neredeyse iki ay; ansızın sahip olmak istediği bir vişneli pasta ya da çiçekler gibi “aslında on yedi….”"
ceza hukuku
ben bu güzel kıyafetleri giyipte buradan kalkıp oralara kadar gitmemde bile, uzun boylu olanınız, diğerlerinizle beraber bana “yavru” desinler diye sanki, başlarını sallayıp sallayıp, pis pis tükürüklerini yerlere saçmaları ? bu seferki çok derindi, ama olmadı, gene belliydi. plastik tokalara ve çekmecelerdeki bir sürü ıvır zıvıra geri döneceğim. uyuyacağım da.
bacısı güzel
siz yavaşça öbür odaya geçin, orası daha aydınlık. baktığınız yer gül olsun, size oda müziği çalacağım. renkli basmalar içinde şişman bir kızın gitarını eline alışından bahsedeceğim, bunu ilk defa duyacaksınız. saat onikiyi geçiyor ve ben bu aralar bir hoşum. bunu söylemek boynumun borcu. uzun boylu biriniz sanırım benden bahsediyor. kaybolursam beni burada ararsınız.
herkes bayılacak
aranızdaki en eciş bücüşünüz kimse ona yumurta vereceğim. balkon yumurtası, yani güvercin yumurtası. kurabiye verdim annelerine, kaçtı gitti, geri gelmezse yumurtalar?
yol yordam
bugün 3. yaşıma giriyorum, eğer ben bu blogsam sersemletici bir sevinç içindeyim, gelen vursun giden vursun. geniş geniş duygulanıyorum, tüm tekilaları benden, kaşlarınızı çatmayın. normalleşince blog yazmaya takati kalmıyor insanın. zaten herhangi bir konu hakkında cıvıtmadan yazamamamın bir sebebi pek bir fikrimin olmaması, kendim nerden çıktı şimdi?
beni artık kimseler arayıp da bulmasın *
biraz zaman sonra yaz gelecek, hep beraber akdeniz e ineceksiniz, biliyorum, yaz günleri sizi hatırlayacak*. güneşi seven birilerisiniz, hiç unutmam, ama dondurma yalamak dahi nesi? kışın partizan olmak varken, bilhassa yeşil montlarla, militan militan, yazınız da neyin nesi? yazın okullar tatil oluyor.
* i.ö.














