iş görüşmem
ben bu güzel kıyafeleri giyip de buradan kalkıp oralara gitmemde bile sanki bana 5 yıl sonra kendimi nerede görmüşlüğümü sorsunlar diye miydi? diyeydi. onca istanbul yolunda yollara baka baka vardığım bu yerden, gülümseyerek ayrılıyorum. taşraya, köylülerin yanına, belki biraz da rahatlayarak dönüyorum şimdi. ki asfalt bana göre değil artık.
gör gözlü
köylülerin tarla yakma mevsimi geldi. tarla yakmak uğur getiriyormuş, öyle tahmin ediyorum. pencereleri açamıyorum onların yüzünden, balkonda oturmak zaten lüks oldu. “söndürün şu yangınları” diye bağırınca öyle tuhaf ki bana karşılık veriyorlar. onlar adına üzülmesen olmuyor. heyy, şehirliler, şunlara bakın, nasıl da köylü gibi giyinmişler. bunların mezarlıkları küçük, şehirlerde ölüp de bu mezarlıklara gömülmeye gelmeyin, mezarlıkları küçük, büyütmeye gelmeyin.
götlek

gittikçe köylüleşiyorum, altıma pijama giyiyorum, hebele hübele konuşuyorum. millete bir efendi daha gerek. rüyamda gördüm, köylüler bana şizofren diyorlardı. bana erik veren köylüler. kendi kendime konuşmalarımla veya aptalca kapılara toslayışlarımla alakalı olabilir. iyi de şehirlerde herkes böyle değil miydi? mesela, istanbul ne büyük şehir.
sonradan hamiş : iş yerinde, blogunuza yazı girerseniz, masaüstünüze götlek.jpg resmini kaydederseniz, sonra müdürünüz bilgisayar ekranınızı görürse ve önce size, sonra götleğe, sonra uzaklara bakarsa “oradaydım” demem için adımı çağırın.
al bitini
boğazımda bir yanma ile gecenin bir yarısı uyandınız mı hiç? sezonun ilk gribi gecenin bir yarısı. boğazımızda hafif bir yanma ile uyandınız. grip oluyorum dediniz. bunu bloga yazayım diye acılı yutkundunuz, bir kafes içten içe. ne nane limon ne sıcak çorba, ne aspirin varsa yoksa bloga. kendi ellerinizle gecenin bir yarısı bir canavar yarattığınızın farkında değilseniz.
güvenilir çice

bir çiçek yetişiyor. ona adıyla hitabe diyorum. cinsiyetler ötesi adı kılınç. tek dallı kılınça trt 3 müziğini dinletiyorum, pop saatini filan. nacar marka kol saati filan. suyunu kalsiyumlu sevdiği için yumurta haşladığım sularla suluyorum onu, anlayın işte, kalsiyum ve piyona-viyonsel-yan flüt. kılınç büyüyünce doktor olacak, bir hastalıklığa iyi gelecek.
çeçek
selamiler, dün betimlediğim durumlarda bir değişmenlik yok. bugün cumartesi. türkiye de en çok cumartesi günleri mi pazara gidilir, evler habalandırılır, kaşlar alınır bilmiyorum açıkcası. ama cumartesi gunlerinde bir sıkıntı yok mu, ne? evet, cumartesi günlerinde bir sıkıcılık olduğu kesinlik kazanmış. onu da yapsam bunu yapsam sıkıcılığı. özellikle cumartesi günleri bazı şeyler göğsümde çok büyüyor.
resimdeki çiçekler

hellomellooo, gençlik. modem hala bozuk. tipsizlere ulaşılamıyor, müşteri hizmetlerine yani. tipsiz bir ses bana başka müşterilere hizmet verdiklerini söylüyor, müsait değillermiş şu an. fonda da tasavvuf müziğine benzer müzikleri çalıyorlar, sabır diliyoruz mesajı yani. çok üstünde durmuyorum aslında, yeni bir hobiye başladığımı muştulamak istedim: çiçek yetiştirmeye başlama hobisi. onu atlamayalım.
anlatacağım da
tatsızım, keyifsizim, sular kesik, modem arızalı, ampul patladı. reçelle besleniyorum akşamları. çilek ve incir reçeli ile incecik olmayı erteliyorum. bu kışı da balıklarla ve kilolarla, çok klişe olmazsa battaniyeye sarılı halde camdan bakarak geçiririm. salı günleri pazar kuruluyor burada. sadece mandalina almaya çıkacağım elbet. “ablaya 3 kilo mandalinaa” diyecekler mi?
kamber
arkadaşlarımın arkadaşlarını sevmiyorum. sevmeyi istiyorum sevemiyorum. onları tanıyınca arkadaşlarımı da. “ben nasıl” diyorum, her güzel şeyde bir aptallık, bir saçmalık, çok ciddiye alıyorum. fiona apple, tracy chapman, alanis morisette. 90 lardaki tüm o kadın şarkıcılar dan neyimiz eksikti?
var yok

yok para yok. ana yok baba yok, bayram yok. ocak var, ateş tütmüyor, aş yok . acıka acıka yaşanıyor da saçı sakalı birbirine karışıyor. yok ağlamak yok. acele yok. daha var.
başkasının
şimdi insanlar mahva oluyor ya yeşil göz, o nasıl bakıştı, baktın. ay başıydı, faturalarını yatırmış kiranı ödemiştin. açık havada üç kuruşluk adımlarla evine varabilmiştin. bir sen mi çürümedin be yeşil, haksızlık ediyorsun. servis arabalarında sıkışıp, sel sularına kapılmadan ölemeyeceksin. o kadar şanslısın.
duyarga

arctic monkeys 2002 ve 2006 nın en güzel şeyi idi bence. ama beyaz ingiliz erkek müziğini sevince kendimi sıradan hissediyorum. beyonce u sevince de mtv nin tuzağına düşmüş sayılmam da cabası.
dekadans













